ANUNNAKİLER SAKLI DÜNYA TARİHİ PROGRAMI 2 NİSAN'DA BAŞLIYOR!!! PROGRAMI BELLİ OLDU.
Göktürk Ramu ile Saklı Dünya Tarihi
(Bilgi, Belge ve Kanıtlarla)
2 Nisan – 18 Haziran 2026
42 Saatlik, 12 Derslik ZOOM Programı
Perşembe 21.00 – 00.30
Bizi Nasıl Bir Gelecek Bekliyor? Geçmişini doğru bilmeyen, geleceğini öngöremez. Geçmişini doğru okuyamayan, geleceğini öngöremez. Günümüzdeki en büyük güç “BİLGİ” dir.
Dünya'da her ne yaşanmışsa mutlaka iz bırakmıştır. Önemli olan o izlerin takibini doğru yapabilmektir. Bu eğitimde, saklanan dünya tarihini tabletler, metinler, arkeolojik bulgular ve modern kaynaklar üzerinden adım adım takip edeceğiz. Bu yolculukta kendi gerçeğimizle de yüzleşecek, “Potansiyelimizi en iyi şekilde nasıl kullanabilir, bütüne ve kendimize daha nasıl faydalı olabiliriz?” sorularının cevabını arayacağız. Bu programı klasik ders gibi değil, “çok katmanlı zihin simülasyonu” olarak düşüneceğiz.
Bu programda Anunnaki anlatısını sadece “efsane” ya da “kesin gerçek” diye dayatmak yerine,
– Kadim metinler ne söylüyor?
– Ana akım tarih ve bilim ne diyor?
– Alternatif yorum alanı nerede başlıyor?
sorularının peşine düşeceğiz.
Bu program ne anlatıyor?
Programda şu üç hattı paralel yürüteceğiz:
Kozmik Soy Ağacı: Anunnaki klanları, çağlar, devir teslimler.
Dünya Siyaseti & Medeniyetler: Sümer’den Hititlere, Luvilerden modern ailelere, savaşlara.
Bugün ve Gelecek: Yapay zekâ, Kova Çağı, Mars projeleri, olası barış ya da istila senaryoları.
Bu Program Kimler için?
– Tarih, mitoloji, dinler tarihi, ezoterik bilgiler ve modern bilimin kesişiminde yürümek isteyenler.
– Sadece “hikâye dinlemek” değil, kanıtları görüp, kendi aklıyla tartmak isteyenler.
– Kendi yaşam amacını, potansiyelini ve yerini “daha büyük resim” içinde görmek isteyenler.
Bu Programın Sonunda Katılımcı:
– Anunnaki anlatısının temel kaynaklarını ve kronolojisini bilecek,
– Sümer’den günümüze gelen büyük medeniyet ve klan hatlarını okuyabilecek,
– Dünya siyasetini ve teknolojik sıçramaları “saklı tarih” perspektifiyle analiz etmeyi öğrenecek,
– Kendi kişisel yolculuğunu, Kova Çağı ve olası gelecek senaryolarıyla yan yana yürütecek.
– Kişi, “Potansiyelimi en iyi nasıl kullanırım, bütüne ve kendime nasıl daha faydalı olurum?” düşüncesini içselleştirecek. Yani bu program, sadece tarih değil, konumlanma eğitimi.
Kısaca bu program iki eksen üzerinde yürüyecek: Mitolojik metinler (Sümer, Akad, Babil) ve Arkeoloji + modern bilim (astronomi, genetik, jeoloji, tarih metodolojisi)
Şimdi soruyoruz: Sizce Sümerlerden günümüze gelen bilgiler; mitoloji mi, tarih mi, bilinç aktarımı mı?
Dersler ZOOM üzerinden yapılacaktır. 21.00-00.00 arası üç ders ve onar dakikalık üç mola olacaktır. Sonraki 30 Dk. Soru-cevap yapılacaktır.) Kayıtlar mailinize gönderilecektir. Anunnakiler Eğitimi için Anunnakiler Whatsupp grubu açılacak ve eğitim boyunca açık kalacaktır. İsteğe göre tüm programa ya da belirlediğiniz haftalara katılabilirsiniz.
Sevgiler
İLK KEZ KATILANLAR:
Toplam Program Ücreti: 12000 TL
Tek Ders Katılım Ücreti: 1500 TL
TEKRAR KATILANLAR:
12 Haftalık Anunnakiler Eğitimini Daha önce Almış Olanlar İçin Toplam Ücret: 2000 TL
Bilgi-Kayıt: 0 534 239 80 66 Ceyla Sağınç
Tüyap İstanbul Fuar alanındaki MD Yayınevi Standında iki gün boyunca kitaplarımızı imzaladık.
İzmir Agor Alışveriş Merkezi'ndeki MD Yayınevi Standında hem iki gün boyunca kitaplarımızı imzaladık hem de konuşmacı olarak bulunduk..
Ankara Uyanış Fest'teki MD Yayınevi Standında hem iki gün boyunca kitaplarımızı imzaladık hem de konuşmacı olarak bulunduk..
Bodrum Fest'teki MD Yayınevi Standında hem iki gün boyunca kitaplarımızı imzaladık hem de konuşmacı olarak bulunduk..
Sizlerle Mısır’ın Abydos kentine gittiğimizde bizi etkileyen, ilginç ve bir o kadar da duygusal bir hikâyeyi paylaşmak istiyorum; Doroth Eady’in hikayesini…
Mısır’ın en güzel tapınaklarından bir tanesi Abydos’ta bulunan I. Seti Tapınağı’dır. O ünlü helikopter ve denizaltı çizimlerinin de bulunduğu bu tapınak aynı zamanda güneş ışığını içeriye belirli bir ahenkle yansıttığı için ışık oyunlarıyla fazlaca ünlüdür. Mısır’ın hanedanlıklar öncesi kadim yapılarına ve Mısır Krallar Listesine de ev sahipliği yapan bu muhteşem tapınağın duvarları aynı zamanda pek kimsenin bilmediği dramatik bir yasak aşka da şahitlik etmiştir.
Bentreshyt, I. Seti döneminde (yaklaşık MÖ. 1290-MÖ. 1279) tapınak rahibelerinden birisi olarak çalışmış ve bu süre zarfında tüm tehlikeleri bilmesine rağmen I. Seti’yle yasak bir aşk yaşamıştır. Bentreshyt annesini üç yaşında kaybetmiş, I. Seti’nin askerlerinden biri olan babası ona bakamayıp tapınağa verdiği için rahibe olarak yetişmiştir. On iki yaşına geldiğinde, baş rahip ona dünyaya gitmek mi yoksa kalıp kutsanmış bir bakire olmak mı istediğini sormuş, cevabı kutsal bakire olarak almıştır. Sonraki iki yıl boyunca, sadece İsis'e adanmış bakire rahibelerin oynayabileceği bir rol olan Osiris'in tutkusu ve dirilişinin yıllık dramasındaki rolünü oynamıştır.
Uzay, genetik, bilişim ve teknolojinin hâkim olacağı 2160 yıllık Kova Çağının arifesindeyiz ve altı bin yıllık yazılı tarihimizde ilk kez, dünyamızı ve kendimizi bu denli anlayabiliyoruz.
M.Ö. 300 binlerde ortaya çıkmış olan insanın dünyadaki macerasında, sadece bir an sayılabilecek son beş yüz yılda, büyük bir sıçrama yaptık ancak bunun nedenlerini yeterince sorgulamadık.
Rönesans ve Reform hareketleriyle insanlardaki din ve sanat algısı tamamen değişti.
Ancak çok azımız; bu değişimi tetikleyen kaynağın ne olduğunu merak ettik ve insanoğlunun bir anda bu estetik ve sanat anlayışına nasıl erişebildiğini araştırdık.
Kopernik, Galileo, Kepler ve Newton sayesinde güneş sisteminin gerçek işleyişini fark ettik.
Ardından teleskobu icat ettik ve bu sayede Satürn’ün ötesindeki gezegenleri keşfettik.
ABD ve SSCB arasındaki uzay yarışı sayesinde uzaya çıkabildik.
Fakat günümüzde uzak galaksiler hakkında birçok bilgi edinebilmekteyken, hemen dibimizde bulunan Mars’taki sıvı halde bulunan suyun keşfinin neden ancak 2020 de yapılabildiğini, güneş sisteminin en dış gezegeni Planet X’in halka neden hala açıklanmadığını, yeterince sorgulamadık.
Sümer, Mısır, Akad, Asur ve Babil gibi uygarlıkların yazılarını çözdük ve tarihimiz yeniden yazıldı.
Ancak tarihi hep kazananların yazdığını, gerekli görmedikleri yerleri sumen altı ettiklerini pek düşünemedik.
Ardı ardına gelen bilimsel keşiflerle teknolojimiz her on yılda öncekini ikiye, üçe, beşe katladı ancak bu keşiflerin ve teknolojilerin ilk nasıl ortaya çıktıkları sorusuna yeterince zaman ayırmadık.
Çok kısa sürede hücreleri, çekirdekleri, kromozomları, DNA’yı ve genleri öğrendik.
Yaşamın, hücrelerdeki kromozomlarımızın ucunda bulunan telomer denen küçük parçalar ile ilgili olduğunu fark ettik.
Ancak DNA kodlarını, hurda genleri ve insan genomunun sırlarını tam olarak çözemedik.
Neden insandaki genlerin yüzde 97’sinin protein sentezi yapmadığını, şartelin neden kapatıldığını henüz algılayamadık.
Big Bang’ı öğrendik ve büyük patlamadan arta kalan gürültü denilen kozmik mikrodalga arka plan ışıması sayesinde yaradılışın o ilk anlarında neler olduğunu artık tahmin edebilir noktaya geldik.
Ancak güneş sisteminin oluşumuna kadar yaklaşık sekiz milyar yıldır var olmuş olan evrenden neden zeki bir yaşam formuna ait bir radyo sinyali bile alamadığımızı açıklayamadık, derin uzaydaki uzaylı ırklarıyla mesajlaşmaya henüz başlayamadık.
Kısaca bugüne kadar ana akım bilim yukarıda da görüldüğü gibi hep bize verilenlerle, işimize yarayanlarla ve genel kabullerle ilgilendi.
“Ancak” ile başlayan kısımları ise tartışmaya pek gerek görmedi.
Hatta tartışanları da hemen dışlamaya meyilli bir anlayışı benimsedi.
Rahip Darwin’in “Evrim Teorisi’yle” alay etti,
Rahip Mendel’in “kalıtım yasalarına” saçmalık dedi,
Tesla’ya “delirmiş” dedi.
DNA’nın bilgi taşıdığını söyleyen Oswald Avery’i “aptal molekül bilgi taşıyamaz” diyerek üç kez aday gösterildiği Nobel ödülüne layık görmedi.
Evrenin sürekli genişlediğini söyleyen Rahip Lemaitre’ye, Einstein bile “berbat bir fikir” dedi.
Ana akım bilimin bu tutuculuğu yüzünden gerçekleri anlama kısmında hep bir gecikme yaşadık.
Yıllar sonra Darwin ve Mendel genetik biliminin temeli sayılırken, Tesla’nın keşifleri son yüz yıldaki ileri teknolojimizin merkezinde yer aldı.
Einstein, dinamik bir evren fikrini reddettiği için Lemaitre’den özür dilemek zorunda kalırken, bilgiyi DNA’nın taşıdığı kesinleştiğinde maalesef ki haklı çıkan Avery çoktan ölmüştü.
Tüm çalışmalarım işte bu açıklanamayan kısımların ve tarihimizde bulunan eksik değişkenlerin fark edilebilmesi, kişilere farklı bir bakış açısı kazandırarak alternatif tarih anlayışının sorgulanabilmesi amacıyla yapılmaktadır.
Tesla’nın “Bırakın gerçekleri gelecek söylesin ve herkesi eserlerine ve başarılarına göre değerlendirsin. Bugün onların olsun; ama uğrunda çalıştığım gelecek benimdir.” sözü bu noktada çok anlam kazanmaktadır.
Sumen altı edilen tarihin; genetik, uzay ve bilişimle birleştiği bu sitede; kadim tabletlerden, Homeros ve Herodot gibi yazarlardan, Tevrat ya da Enok’un Kitabı gibi tarih yazıcılığı ürünü olan kaynaklardan, yüzlerce araştırmadan ve kitaptan derlenen bilgilerin, günümüz bakış açısıyla yeniden harmanlanarak ve yorumlanarak sunulduğu görülecektir.
İnsanoğlu gerçeğe doğru yürümeyi tercih ettiğinde sadece son beş yüz yıldır yaşanan gelişmelerin temel kaynağını öğrenmekle yetinmeyecek, önümüzdeki yıllarda yapılacak çığır açıcı keşiflerle de evreni çok daha iyi anlayabilecektir.
Eminim ki, bir gün gelecek, insanlık neden evrenden uzaylı mesajları alamadığımızı fark edecek, bizim yöntemlerimizin çok ilkel olduğunu ve evrendeki haberleşmenin çok farklı kanallar aracılığıyla yapıldığını görecektir.
Hatta belki de kozmik mikrodalga arka plan ışımasının derinlerine gömülmüş şu anki fizik kavrayışımız ile göremediğimiz bir yapının kanıtlarını bulacak ve bunun doğal olmadığı fikrine ulaşacaktır.
Bu da bize, evrenin yaratılışı anında var olan bir zekânın mesajını iletecek ya da şifrelerini verecektir.
İnanıyorum ki, bir gün insanoğlu DNA’nın tüm şifrelerini de çözecektir.
Kan üzerindeki derin bağlantıları anlayabilecek, hücrelerdeki telomerleri artık kısalmayacak şekilde düzenleyebilecek ve bu sayede yaşam süresini sağlıkla uzatabilecektir.
Bu gelişmeler hayal ya da bilim kurgu değil, bilgi ve tercihin çok önem kazandığı Kova Çağı'ndaki gerçeklerimiz olacaktır.
Ancak tüm bunlardan önce yapmamız gereken, dünyadaki kendi gerçekliğimizi sorgulayarak işe başlamak ve bilinenden bilinmeyene yapılacak yolculuğumuzda, önce dünya sonra güneş sistemindeki sırlara ulaşarak, gerçeğe doğru ilk adımı atmak olmalıdır.
Descartes, “Eğer gerçeği gerçekten bilmek istiyorsan, yaşamında bir kez olsun bütün şeyler hakkında şüphe et.” demiştir.
Aynı şekilde Atatürk de "Biz daima hakikat arayan ve onu buldukça ve bulduğumuza kani oldukça ifadeye cüret gösteren adamlar olmalıyız." diyerek o dönemin tarih bilgisiyle yetinmemiş ve çeşitli araştırmalar yapmıştır.
İşte bu site, hayatında bir kere bile olsa her şeyden şüphe edebilenler ve cesurca hakikati arayanlar içindir.
Artık bilgi çağındayız ve hiçbir şey gizli kalmamalı…
Göktürk Ramu
E-posta: songokturk34@gmail.com